Eşim çok iyi bir insan. Ah! Şu huyu da olmasa bir melek. Amaa! O huyu beni deli ediyor.` diye sızlanır kimi eşler.Eşlerinin bütün güzel hasletlerini o tek huyun arkasına hapsederler. Beyaz sayfaya değil, üzerindeki siyah noktaya dikkat kesilirler. Dikeni görür, arasındaki gülü görmezler. Bülbülün sesine kulak tıkar, karganın `gak gak`larına bayılırlar. Elmaslarla süslenmiş elbise giyen eşinin elbisesini takdir edip, `Ne kadar güzel, sana da çok yakışmış` demek yerine `Neden bunun bir taşı eksik?` derler. Tıpkı bir efendinin, minarenin
merdivenlerinden ta başına kadar çıkarıp, her basamakta bir hediye takdim ettiği fakir bir adamın, son basamağa geldiğinde teşekkür etmek yerine `Bu . minare neden diğer minare gibi yüksek değil?` diyerek nankörlük ettiği gibi; `Neden benim eşim filan gibi değil?` diye sızlanırlar. Eşini, dokuz güzel ahlakı varken bir kötü huyundan dolayı şikayet etmek; dokuz masumun bulunduğu bir gemi veya evi içinde bulunan bir cani yüzünden gemiyi batırmak ve evi harap etmek gibidir.
Şayet eşlerden birisinin hoş olmayan bir huyu varsa diğer eş, onun o huyunu, baskıyla ve eşi aşağılayarak değil, hoşgörüyle değiştirmeye çalışmalıdır.
Fena bir adama; `iyisin iyisin` desen, iyileşmesi ve iyi bir adama `fenasın fenasın` desen, fenalaşması herkesçe bilinen bir gerçektir. -
Güzellikleri takdir etmek, kötülükleri hoşgörüyle gizlemek erdemli insanların kârıdır.
Güllerin Efendisi, hayvan leşinin yanından geçerken `aman ne fena kokuyor` diyenlere `ne kadar güzel dişleri var` diyerek, fenalık içerisinde bile bir güzellik bulunacağı dersini vermiştir.
Güzel huylu bir adamın güzel huylu olan eşine kötü bir huyundan dolayı kızıp darılmamasını, `eğer onun bir . huyundan hoşlanmazsa öbür huylarından memnun` olabileceğini öğütlemiştir.
Adamın biri güneş gözlüğünü gece bile gözünden çıkarmıyormuş. Gündüzleri her yeri sisli, geceyse zifîri karanlık görüyormuş. -
Sürekli eşine `Neden her yer karanlık?` diye de sorduğunda eşi: - `Her yer aydınlık ama senin gözündeki kara gözlükler etrafı karanlık gösteriyor. O gözlüğü çıkar bak etrafın beyazlığını göreceksin.` dediği halde adam, inat edip çıkarmıyormuş.
Bir gün beş gün en sonunda bir gün düşüp kafasını kırmış. Tabii bu arada gözlükler de parçalanmış. O zaman: -
`Ohh! Be dünya varmış. Gerçekten her şey ne kadar güzel. Güneş pırıl pırıl, çayır çimen yemyeşil. Çiçekler, rengarenk.` diye haykırarak kafasının acısını bile unutmuş.
Bu adam gibi bedbin olanlar, hayatı ve eşlerini hep siyah camlar arkasından seyreder. O zaman da eşlerinin güzel ahlakını bile kötü görürler. -
Ta ki başlarını duvara çarptıkları zaman akılları başlarına gelerek: `Meğer hayatta neler varmış ben ne . kadar basit şeylere takılıyormuşum?` deyiverirler.
Ne dersiniz düşüp kafamızı kırmadan gözümüzdeki kara gözlükleri çıkaralım mı? -
`Büyüklük lâzım ise herkese hürmet et. Kimseyi kendi nefsinden fena görme, büyükler böyle yapar.` diyen zatın sözlerini kulağımıza küpe yapalım mı?
Gülay Atasoy, Zaman |